Vefatının 17. Yıldönümünde, PROF. DR. TÜRKAN SAYLAN’I ANARKEN…

Vefatının 17. Yıldönümünde,
PROF. DR. TÜRKAN SAYLAN’I ANARKEN…
İbrahim BİRELMA
13.12.1935’de İstanbul’da doğan Türkan Saylan, Kandilli İlkokulu, Ortaokulu, Kız Lisesi’nden sonra 1953’te İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdi. 1963’te bitirdi. (1957’de evlendi, 1958’de ilk oğlu Çağlayan, 1960’ta ikinci oğlu Çınar doğdu. 1961’de belkemiği tüberkülozu ameliyatından sonra 13 ay yüzükoyun yattı.)
– 2.2.1968’de Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı, 1972’de doçent, 1977’de Profesör oldu. 1981’de İstanbul Lepra Hastanesi kuruldu, hastanenin Başhekimi oldu. 1983’te Van’da cüzzam taramalarına başladı.
– 1968’de Uluslararası Gandhi Ödülü’nü Hindistan’da aldı. Göğüs Kanseri ameliyatı oldu.
– 1989’da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Kurucuları arasında yer aldı, Dernek Başkanı oldu.
– 2.000’de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine seçildi. 2001’de Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer tarafından YÖK üyeliğine atandı. 2002’de üniversiteden emekli oldu.
18 Mayıs 2009’da aramızdan ayrılan Türkan Saylan’ı vefatının 17. Yıldönümünde, bazı görüş, düşünce ve eylemlerini anımsatarak anmak istiyoruz:
– Bir gününüzü nasıl planlıyorsunuz? Sorusuna şu cevabı veriyordu: “Sorduklarında herkese kolumdaki saati gösteriyorum. Her dakika benim için çok kıymetli. Bir kere zaman beni yiyip bitirmesin diye ben zamanı iyi kullanmaya çalışıyorum. Bir zamanlama olmazsa her şe boşa gidiyor. Ben zamanı kullanırken birçok işi birlikte yapmaya çalıştığımı fark ettim. Örneğin, bir yere giderken hem direksiyon kullanıp hem müzik dinleyebiliyorsunuz, bir yandan da kendinize, şu sorunu nasıl çözebilirsin, düşün, bir çözüm üret diyorsunuz. Bu üç şey bir arada yapılabiliyor demek oluyor. Sonra, bir yerde beklemek zorunda kalırsam, hemen gazetemi açarım, yemek yiyeceksem yemeğimle haberleri aynı saate getiririm ki ağzım işlerken gözüm, kulağım haberlerde olsun… Yatıp uykuya dalarken bu gece sen şunları çöz diye düşünürüm. Hatta kâğıt kalem yanımda durur bir çözüm bulduğumda kalkıp not alırım… Her gün en az iki gazeteyi, Cumhuriyet ve Radikal’i, hafta sonlarında ise diğerlerini okumadan ve gece ikiyi bulmadan yatmam. Sabahları da yapacağım işe göre 6.30 ile 8.00 arasında bir saatte uyanırım. Yapılacaklara göre kendimi ayarlıyorum.” (Güneş Umuttan Şimdi Doğar, Türkan Saylan Kitabı, Söyleşi: Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Cumhuriyet Kitap, 2025)
– Türkan Saylan, “dokunulmazlara dokunan” kişiydi. Kimsenin dokunamadığı, bodrumlara hapsedilen cüzzamlılara dokundu ve onlara hayat sevinci verdi, onları hayata kattı. “Okuyacağım” diyen kız çocuklarına dokundu. Eğitim olanağı bulamayan çocukları, küçük yaşta evlendirilmek istenen kız çocuklarını hayata kattı. Okuma yazma bilmeyen annelere dokundu. Zamanında okumaya olanak bulamayan kadınları hayata kattı. Gerizi zihniyete karşı çıktı. Bütün bunları sağlamak için hayatını verdi. 13 Nisan 2009 tarihinde; saat sabahın 5’iydi. Türkan Hocam; “Biz ne suç işlemiş olabiliriz ki? Bize bu saldırı anlamsız, beni tutuklayamazlar,” demişti. Sevgisi nedeniyle yaşama çığlık katan kişidir Türkan Saylan. (Av. Hüseyin Karataş.)
– Prof. Dr. Ayşe Yüksel anlatıyor;
“Yirmi iki yaşında, 1980 Mart’ında “Hayır” demeye gittiğim Türkan Saylan’ın Çapa Tıp Fakültesi’ndeki odasından, ondan çok şey öğreneceğimi fark ederek “Evet” diyerek çıktım. Onunla yirmi dokuz yıl hem sağlık alanında hem de gönüllü sivil toplum çalışmalarında beraber yol aldık. Hep öğrendim, hep öğrendim, öğrendiklerimden bazılarını sunuyorum:
– Türkan Saylan hocam “Orada Bir Köy Var Uzakta” şarkısını çok sever ve sözlerine hüzünlenirdi: “Gitmediğimiz yer nasıl bizim olur, bu şarkının sözlerini değiştirmeli, köylerimize hep gitmeliyiz,” derdi: (Şarkının ilk dörtlüğü şöyle: Orada bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür / Hep gideriz, hep kalırız / O köy bizim köyümüzdür/)
– Türkan Hocamla tanıştığım 1980 yılında, kendi çocuklarının okul arkadaşlarının da onun çocukları gibi olduğunu görmüştüm. Aileleri uzakta olan gençleri evinde misafir ediyor, onlara yemek pişiriyor, çamaşırlarını yıkıyor, derslerinden ve hayattan konuları paylaşıyordu. Sabahları evden çıkarken Murat 124 marka aracının arka koltuğu uyuklayan tıp öğrencileri ile dolu olurdu. Onlara bir de şoförlük yapardı.
– Türkan Hoca’nın tıp fakültesindeki odası her gün tıp öğrencileriyle dolu olurdu. Doktor gömleği’nin ceplerine her gün para koyardı, yanına gelen ve maddi desteğe ihtiyacı olan öğrencileri dinler, sorununa çözüm bulur. Gerekli durumlarda ceplerine para da koyardı.
– Türkiye’nin dört bir yanından mektup yazan çoğunluğu kız öğrencilerin mektuplarını mutlaka okur, onları yanıtlardı.
– Türkan Hoca kendisini “Atatürkçü, feminist” diye tanımlardı. Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlara verdiği hakları kullanır, başkalarının da kullanabilmesi için emek verirdi. Ailelerinin cüzzamlı oldukları için terk ettikleri kadınları hastanede tedavi ederken, aynı zamanda onların okuma yazma öğrenmelerine, kendilerini geliştirmelerine yönelik programlar yapardı. Onları kendi evladı gibi düşünürdü. Beraber olduğumuz o anlarda kadınların onun eteğini çekiştirerek “Derman! derman!” diye seslenişlerini hiç unutmadım.
– Türkan Saylan, ister köylü olsun, ister kentli, ister yurtdışından gelmiş olsun, etrafındaki herkesle çok kolay iletişim kurar karşı tarafta unutulmaz izler bırakırdı.
– Adına verilen ödülü alan Türkan Hoca da tıpkı Mahatma Gandi gibi “Sevgi olan yer de hayat vardır” düşüncesine inanıyordu. (Ayşe Yüksel, Türkan ve Ayşe, Otuz Yıllık Yol Arkadaşlığının Hikâyesi, Kırmızı Kedi Yayınevi, Birinci Basım, Mart 2022)
– Türkan Saylan diyor ki;
“Geçmişin önemli bir hocası bize “Çocuklar, insanlar size kirazın kurdunun nasıl oluştuğunu bile sorarlar, her şeyi bilmesiniz,” derdi. Evet kirazın kurdu da, bağırsağın solucanı da, “insan insanın kurdudur” söylemi de çevremizi saracak. Her şeye, her zorluğa, her haksızlığa karşın, başı dik, paraya boyun eğmemiş, özsaygısını ve insan sevgisini yitirmemiş, nerede olsa insanlara yarar sağlayabilecek, yaptığı işi zorluklarına karşın çok seven bir hekim olarak yaşamak umarım hekimliğe, beyaz gömleğe âşık olan herkese nasip olur. (Prof. Dr. Türkan Saylan, Hekim Olmak, İskele Yayıncılık, 3. Baskı, 2008)

