...
HAVA DURUMU
hava durumu

TEKIRDAG15°CÇok Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 14 Kategoride 41748 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

18 Mart 2019 Tekirdağ Programı ve Dr. Ökkeş Narinç Konuşması

18 Mart 2019
Ana Sayfa » SON DAKİKA»18 Mart 2019 Tekirdağ Programı ve Dr. Ökkeş Narinç Konuşması
18 Mart 2019 Tekirdağ Programı ve Dr. Ökkeş Narinç Konuşması

18 Mart 2019 Şehitleri Anma Programı Yahya Kemal Beyatlı Kültür Merkezinde yapıldı.
Tekirdağ Milli Eğitim müdürlüğ tarafından organize edilen programda saygı durulu ve istiklal marşı okunması sonrası gazi polis memuru Serdar ÇEtkin ile NKÜ Fen Edebiyat Fak. Tarih Böl. DR. Ökkeş Narinç tarafından bir konuşma yapıldı.

Dr. Ökkeş Narinç Konuşmasında; Bugün Çanakkale Savaşlarının 104. Yıl dönümü. Savaşın deniz kısmında aldığımız zaferden dolayı gururlu, fakat kara savaşlarında verdiğimiz şehit ve yaralılardan dolayı hüzünlüyüz. İki duyguyu bir araya sığdırdığımız tarihi bir an içerisindeyiz. Elbette Bizde savaş denilince akla gelen ilk şey vatan müdafaasıdır. Vatan ise bizim için namustur. Bu nedenle Çanakkale savaşlarının neticesini ele aldığımızda namusumuza halel gelmemiş olması ve bunu bize sağlayan 1915’in genç er ve subaylarına, yani ruhunu 1453’te İstanbul’u Fetheden cedden alarak 2019’daki torunlara aktaranlara minnetimizi ve şükranlarımızı sunuyoruz.
Bir suikast eylemi ile başlayan küresel savaşın üzerinden tam 104 yıl geçti. Balkanlarda büyük devletlerin kontrolünde kendi başlarına devlet kurma hayallerine kapılan Osmanlı tebaası bu emellerine ulaşmış, üstelik Balkan Savaşları ile kendi sınırlarını büyütme telaşına dahi düşmüşlerdir. Elbette bu devletler arkasına büyük devletlerden birisinin desteğini almak kaydıyla hareket etmişlerdir. İşte bu devletlerden birisi olan Sırplar da Balkan savaşları ile Bulgaristan’ı mağlup edip Makedonya’nın büyük bir kısmını ele geçirince zafer sarhoşluğu içerisinde Banat-Bosna, Hersek, Dalmaçya ve Hırvatistan’daki tüm Sırp ve Hırvatların bir devlet içerisinde olacağı büyük Sırbistan Devleti hayaline kapılmıştır. 1914’ün yazında Avusturya-Macaristan, Bosna’da askeri bir tatbikat düzenlemişti. Bu tatbikata Veliaht Franz Ferdinand ve eşi Sofya’da katılmıştır. 28 Haziran 1914 tarihinde “Genç Bosna” milli devrim örgütü, Gavrilo Princip isimli liseli genci silahla donatarak Saraybosna’ya gizlice göndermiş, bu genç, Veliaht ve Eşi sokaktan otomobili ile geçerken onların üzerine ateş açarak Veliaht ve Eşini öldürmüştü. İşte 4 yıllık uzun bir süreyi kapsayan küresel savaş böyle bir terör eylemi ile başlamıştır.
Peki Osmanlı Devleti bu yaşananların neresindeydi. Aslına bakarsanız hiçbir yerinde değildi. Sırbistan ve Avusturya-Macaristan arasında Makedonya’nın paylaşımı nedeniyle yaşanan gerilim onları savaş noktasına getirmişti. Sırbistan’ı destekleyen Rusya Avusturya-Macaristan’a cephe almış, Avusturya-Macaristan’ı destekleyen Almanya ise Sırbistan ve müttefiklerine karşı siper almıştı. Sonra sırasıyla da İngiltere-Fransa, Almanya ve Avusturya’ya savaş ilan etmişti. Osmanlı Devleti ise daha sonra desteğini esirgemeyeceği Bulgaristan gibi tarafsız kalma planları yapıyordu. Bir terör eylemi ile başlayan savaşın faturası nasıl oldu da dönüp dolaşıp Osmanlı Devletinin başına patladı?
Asıl amaç şuydu ki; Endüstriyel, ekonomik ve askeri alanda güç kazanan Avrupa devletleri, 20. Yy başlarından itibaren aralarındaki siyasi anlaşmazlıkları bir yana bırakarak (onların tabiri ile) HASTA ADAM Osmanlı Devletini parçalamak ve paylaşmak için işbirliğine başlamışlardı.
Bulgaristan’ın bağımsızlık ilanı, Selanik, Girit ve Ege adalarının Yunanistan’a geçmesi, İngiltere’nin 19. Yy’ın sonlarına doğru Mısır’ı himaye altına alıp, Kıbrıs’ı ilhak etmesi, Yemen ayaklanmasını fırsat bilen İtalya’nın aynı dönemde Trablusgarp ve Oniki Ada’ya el koyması aslında bu yüzyılın Osmanlı Devleti üzerinde yapılan planların hayata geçirilmesinin işaretleriydi.
Bu ahval içerisinde Osmanlı Devleti askeri ve siyasi yönden bir toparlanma sürecine girmeye çalışmaktaydı. Orduya Alman tarzı teşkilat ve eğitim uygulamaları için Almanya’dan ıslah heyetleri çağırılmış, Bu heyetlerle gelen Alman subaylar, savaş başladıktan sonra karargâh ve birliklerde görev yapmışlardır. Daha sonra Çanakkale cephesinde 5. Ordu komutanı olarak görev yapacak olan General Liman von Sanders, bu ıslah heyetleriyle gelenlerin en bilinenlerinden birisidir.
Bu sırada Avrupa’da ise büyük devletler arasındaki siyasi, ekonomik ve askeri rekabetler ülkeleri büyük bir savaşa doğru sürüklemekteydi. Bu sürüklenme sürecinde Osmanlı Devleti savaştan önce İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan üçlü İtilaf devletleriyle ittifak yapma girişmelerinde bulunmuş fakat İtilaf devletleri yıkılmaya yakın gördükleri Osmanlı Devletinin yükünü taşımak istemediklerinden ve Osmanlı topraklarını paylaşma hevesinde olduklarından böyle bir ittifaka yanaşmamışlardır. Hatta Osmanlı Devleti’nin tarafsız kalmasını tercih ediyorlardı. Bunun nedeni ise cephelerin çoğalacağı ve kuvvetlerin bölüneceği gibi Rusya’ya boğazlar yoluyla yardım gönderilmesi de zora girecekti.
İtilaf devletlerinin kendi planları çerçevesinde Almanya’nın yanına ittiği Osmanlı Devleti kendisini hazır olmadığı bir savaşın eşiğinde bulmuştur. Balkan savaşlarından yenik çıkmış bulunan Osmanlı devleti, kendini siyasi bakımdan yalnızlıktan kurtarmak için Alman yanlısı hükümet üyelerinin istekleri doğrultusunda 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanlarla yaptığı gizli anlaşma sonunda Birinci Dünya savaşına yorgun, bitkin, ekonomik ve mali yönden sıkıntı ve bunalımlar içerisinde gizlice tarafını belirlemiş oldu. Uzun süren savaşlar nedeniyle Türk milleti yıpranmış, takatsiz ve huzursuz bir vaziyette bu savaşın yükünü üstlenmiş, canından çok sevdiği çocuklarını cephelere göndermiştir. Gidenlerin dönmediği bu cephelerde yüzbinlerce vatan evladı şehit olmuş, bir o kadarı esir düşmüş, yaralanmış, hastalanmış ve maalesef çok azı yurduna dönmeyi başarabilmiştir.
2 Ağustos 1914 tarihinde gizli bir anlaşma ile ittifak devletleri safına katılan Osmanlı Devleti güvenliği açısından seferberliğini ve silahlı tarafsızlığını aynı tarihte ilan etmiştir. 10 Ağustos 1914’te Akdeniz’deki itilaf devletleri filosunun takibinden kaçan Goeben ve Breslau adlı iki Alman gemisi Çanakkale boğazına sığınınca Osmanlı devleti silahlı tarafsız durumu nedeniyle gemileri satın alarak isimlerini Yavuz ve Midilli olarak değiştirdiğini ilan etmiştir.
Boğazların yabancı gemilere kapatılmasının ardından (27 Eylül 1914) Amiral Souchon komutasındaki Türk donanmasının Karadeniz’deki Rus limanlarını bombardıman etmesi üzerine (29 Ekim 1914) bu olayı savaş nedeni sayan Ruslar 1 Kasım 1914 tarihinde Kafkasya’da Türk sınırını geçerek savaşı fiilen başlatmışlardır. Osmanlı Devleti ise 11 Kasım 1914 tarihinde Rusya ve İngiltere’ye resmen savaş ilan etmiştir.
Çanakkale Deniz Muharebeleri
Çanakkale Cephesi; İngiltere savaş kabinesinin Boğazlar çevresi ve İstanbul üzerine girişilecek bir harekât ile Osmanlı devletini en kısa yoldan savaş dışı bırakmak, böylece Süveyş kanalı ile Hindistan yolu üzerindeki Türk baskısını kaldırmak; Rusya ile doğrudan temas kurarak yapılacak yardımlarla onun savaş gücünü beslemek ve tarafsız balkan ülkelerinin ve İtalya’nın tereddütlerini gidererek onları itilaf devletleri tarafına çekmek amacıyla, Çanakkale Boğazına saldırı kararı ile açılmıştır. 28 Ocak 1915 tarihindeki bu karara Fransa’da katılmıştır.
Alınan bu karar sonrasında tarafların harekat planı ise şu şekildedir:
Türk tarafının harekat planları:
Çanakkale boğazına denizden yöneltilebilecek Taarruza karşı Başkomutanlıkça 22 Ekim 1914 tarihinde Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığına gönderilen bir direktifte Boğazın savunması konusunda bir plan yapılması istenmiş ve oluşturulacak bir komisyonca da savunmanın nasıl yapılacağını içeren bir yönergenin hazırlanması emredilmiştir. Bu emir ve direktif doğrultusunda 8 Kasım 1914’te hazırlanarak Başkomutanlığa sunulan plana göre; Boğaz denizden yapılacak taarruzlara karşı 4 savunma bölgesine ayrılmıştır:
1. Birinci Bölge’nin görevi: Düşman Donanmasının Çanakkale Boğazının girişinden geçmesine engel olmaktır. Bu görev 5. Ağır topçu alayına verilmiştir.
2. İkinci bölgenin görevi; giriş bölgesinden geçen düşman donanmasının merkez tabyalarının büyük toplarının ateşlerinden etkilenmeden Erenköy koyunda demirlemesini veya burayı üs gibi kullanarak taarruz girişimlerinde bulunmasını önlemektir. Bu görev 8. Ağır Obüs alayına verilmiştir.
3. Üçüncü Bölgenin görevi; set bataryalarıyla korunan mayın hatlarından oluşan bu bölgede set bataryalarının görevi düşmanın geçit açmak maksadıyla Boğaza döşenen mayınları temizlemesine ve imhasına engel olmaktır. Bu görev 3. Ve 4. Ağır topçu alaylarına verilmiştir.
4. Dördüncü bölge ise (Çanakkale-Kilitbahir Bölgesi) düşmanın Marmara denizine girmesine engel olmakla görevli en büyük savaş gücü olan Anadolu Hamidiye Tabyası ile Kilitbahir tabyalar grubundan oluşmaktadır.

Boğazın karadan gelebilecek taarruzlara karşı savunulması görevi ise 26 Mart 1915 tarihinde Liman von Sanders’in komutasında oluşturulan 5. Orduya verilmiştir. 3. ve 15. Kolordudan oluşan ordunun savunma birlikleri; 6 piyade tümeni, 1. Süvari Tugayı 64. Piyade alayı ve dört seyyar jandarma taburudur. 3. Kolorduyu Tümgeneral Esat Bülkat, 15. Kolorduyu ise Alman General Weber paşa komuta etmektedir.
Beşinci Ordu komutanı Liman von Sanders’in ana fikri kıyı hattı yeterli ölçüde gözetlenip güvenlik karakollarıyla örtülecek, piyade tümenlerinin büyük kısmı, donanma topçusunun etkin mevzii dışında toplu halde bulundurulacaktı. Bu savunma sisteminin esası çok üstün olan donanma ateşinden korunmak, geniş cephenin her yerine yetişemeyen kuvvetleri serbest manevra olanakları içinde kullanabilmek, savunmaya oynak ve esnek bir nitelik vererek etkinlik kazandırmaktı.
İngiliz harekat planını ele alacak olursak; Amiral Carden’in Çanakkale Boğazına taarruz için hazırlattığı 11 Ocak 1915 tarihli planın ana hatları ise:
– Çanakkale boğazındaki giriş tabyalarının düşürülmesi
– Kepez’e kadar olan bölgedeki iç savunma düzeninin tahrip edilmesi
– Boğazın en dar yerindeki tabyaların tahribi
– Mayın tarlalarının temizlenmesi, boğazın en dar kesimine egemen istihkamların ele geçirilmesi ve Marmara denizine girilmesi şeklindedir
İtilaf kuvvetlerinin Çanakkale boğazını zorlama girişiminde bulunacağını düşünen Osmanlı devleti, seferberlik ilanından itibaren boğazın savunmasını yeni topçu birlikleri getirmek ve ayrıca boğaz içerisinde mayın tarlaları oluşturmak ve boğaz istihkamlarını takviye etmek suretiyle güçlendirmiştir. Ayrıca çok sınırlı sayıda uçakla hava keşifleri yapılmaya devam edilmiştir.
18 İngiliz ve 1 Fransız gemisinden oluşan Amiral Carden yönetimindeki Birleşik filo 3 kasım 1914’te Çanakkale Boğazının giriş tahkimatını bombardıman etmiştir. 19, 25, 26 Şubat ve 16-17 Mart 1915 tarihlerinde Birleşik filo hava şartlarının elverişliliğine bağlı olarak Çanakkale boğazı çevresinde mevzilenmiş olan Türk bataryalarını tahrip etme ve boğazdaki mayınları temizleme girişimlerinde bulunmuştur. 4 Martta Seddülbahir ve Kumkale bölgelerine birer müfreze çıkarmışlardır. Tabyalarda sağlam kalmış topları tahrip etmek amacıyla görevli bu müfrezeler, donanma ateşi desteğine rağmen şiddetli Türk ateşleri ve süngü hücumları karşısında çekilmek zorunda kalmışlardır.
Birleşik filonun bu evrede başarısız geçen Çanakkale boğazı macerası sonunda 16 Martta Amiral Carden görevden alınmış yerine Amiral Robeck atanmıştır.
18 Mart 1915 sabahı hava, harekata oldukça elverişli bir durumdadır. Saat 11:00 e doğru Seddülbahir yönünden en önde Triumph olmak üzere sırasıyla Agamemnon, Lord Nelson, Queen Elizabeth, İnflexible, Prince George savaş gemileri ve bunları takiben beş torpido görünmeye başlamıştır. Uçak keşif raporlarından da Boğazın dışında Bozcaada dolaylarında 15’i İngiliz, 4’ü Fransız olmak üzere toplam 19 savaş gemisi ile 3 kruvazör, birçok torpido, tahrip ve taşıt gemilerinin bulunduğu anlaşılmıştır. Saat 11:30 da dört Fransız savaş gemisi (Suffren, Charlemagne, Galios ve Bouvet) Seddülbahir önünden çıkarak Çanakkale boğazına girmişlerdir. Weymouth Kruvazörü Kumkale arkasında görünerek Yenişehir’i bombardımana başlamıştır. İngiliz gemileri arasında yapılan ateş bölümü ise şu şekildedir: Prince George, Tenger ve baykuş yönünü; Queen Elizabeth, Anadolu Hamidiye Tabyasını, Agamemnon ve Lord Nelson, Kilitbahir Grubunu; İnflexible, Mecidiye ile Halileli ve Erenköy yönlerini, Triumph, Dardanos tabyasını hedef alacaktır.
Saat 13:30’a gelindiğinde bombardıman şiddetlenmiş, merkez grubundaki bütün tabyalar yoğun ateş altına alınmıştır. Kilitbahir ve Çanakkale içlerine düşen mermiler yangına sebep olmuşlardır.
Rumeli Mecidiye Tabyasında mazgallara vuran mermilerden iki top takımının erlerinin hemen hepsi şehit düştüğünden veya yaralandığından toplar muharebe dışı kalmıştır. Saat 14:00’te Anadolu Hamidiye Tabyasınca ateş altına alınan Bouvet, hafif bir dumanla birlikte yan yatmaya başlamış ve üç dakika sonra 603 kişiyle birlikte batmıştır. Anadolu Hamidiye Tabyası, ateşini önce Agamemnon’a, saat 15:20 de de İrresistible’a yöneltmiştir. 16:30 da iskele yönüne yatan İrresistible, Obüs Bölgesi (Tengerdere-Domuzderesi bölgesindeki obüs bataryaları ile Erenköy’deki 8. Ağır obüs alayı tarafından şiddetli ateş altına alınmıştır. Akıntıyla önce Karanlık Liman ve sonra Dardanos bataryası doğrultusunda sürüklenen gemi saat 19:30’da batmıştır. İrresistible’ın yanına gelmekte olan Ocean da isabet almış akıntıyla Morto körfezine girmiş ve saat 22:30 da batmıştır. İnflexible, Suffren ve Gaulois savaş gemileri de ağır yara almışlardır.
Üç geminin battığını, diğer üçünün de ağır surette hasara uğradığını gören birleşik filo komutanı Amiral Robeck gemilerine Bozcaada’ya çekilme işaretini vermiştir. Birleşik filonun muharebede top kaybı 44, insan kaybı ise 800 kadardır.
Birleşik filo karşısında teknik eksikliklerine rağmen Türk topçuları çok büyük cesaret ve sükunetle görevlerini yapmışlardır. Dardanos bataryası, Birleşik filonun etkin ateşlerinden gördüğü hasarın giderilmesi için ateşine ara verdiği bir sırada, sargı yerine düşen bir mermi ile Batarya komutanı Üsteğmen Hasan, Takım komutanı teğmen Mevsuf ile bir yedek subay ve üç er şehit düşmüştür. Kısa sürede yeniden atışa hazır duruma getirilen batarya İrresistible üzerine ateşe başlamıştır. Bu bataryanın adı daha sonra Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığının teklifi ve Başkomutanlığın onayı ile şehit subayların adına atfen Hasan-Mevsuf Bataryası olarak değiştirilmiştir.
Deniz harekatı Birleşik filonun savaş gücünün üçte birini yitirdiği ağır bir yenilgiyle son bulmuştur. Çanakkale Boğazının kara gücü olmadan, yalnız donanmayla geçilemeyeceği de kesinlik kazanmıştır. 18 Mart 1915 boğaz muharebesinde Türklerin kaybı ise şehit ve yaralı olarak 179’dur.
Kara Muharebeleri
Boğazın yalnız donanma zoruyla geçilemeyeceğini anlayan İtilaf devletleri geniş çapta bir çıkarma harekatına karar vermişlerdir. Bu maksatla 29. İngiliz tümeni ve 1. 2. Avusturalya-Yeni Zellanda Tümenleriyle (Anzak Kolordusu) Fransız Sefer Kuvvetinden oluşan kuvvetler 28 Martta İskenderiye’de toplanmıştır. Bu kuvvetlerden daha önce planlandığı gibi İngilizlerin 29. Tümeni Seddülbahir’e çıkarılacak, onu sırası ile 1. Fransız Tümeni ile 2. İngiliz Deniz Tümeni takip edecektir. Bu kuvvetler Alçıtepe’yi ele geçireceklerdi. Anzak kolordusu Arıburnuna çıkarılacak ve her iki kuvvet Kilitbahir Platosunda birleşecekti. Asıl taarruz bu bölgeden yapılırken Kumkale-Beşige sahillerine (Asya ciheti) ise göstermelik bir çıkarma yapılacak, bu görevi ise 1. Fransız Tugayı yerine getirecektir.
Kara Muharebeleri şu şekilde gerçekleşmiştir:
-Kumkale Muharebeleri; 25-27 Nisan 1915 tarihleri arasında olmuştur. Fransız birlikleri ile 3. Ve 11. Tümenlerin karşı karşıya geldiği çarpışmalar sonucu Fransız birlikleri geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu çarpışmada 3. Tümen birliklerinin zayiatı oldukça ağır olmuştur. ( 467 şehit, 763 yaralı, 505 kayıp olmak üzere 1735 kişi). Fransızlar ise 176 ölü, 481 yaralı, 129 kayıp olmak üzere 786 kişilik bir zayiat vermiştir.
– Seddülbahir Muharebeleri; 25 Nisan 1915’te başlayan çarpışmalar 9 Ocak 1916 tarihine kadar ara ara sürmüştür. Temmuz 1915 tarihine kadar çok kanlı geçen ve her iki tarafın karşı taarruzları ile süren savaş, bu tarihten itibaren mevzi muharebesine dönüşmüştür. 28 Nisan-6 Haziran 1915 tarihleri arasında yapılan Kirte muharebelerinde 21.000, Kerevizdere Muharebelerinde (21 Haziran-13 Temmuz 1915) 15.000, Zığındere Muharebelerinde (28 Haziran-5 Temmuz 1915) 16.000 olmak Türk birlikleri toplam 52.000 zayiat vermiştir.
-Arıburnu Muharebeleri; Çarpışmalar 25 Nisan-6 Ağustos 1915 tarihleri arasında yapılmıştır. Anzaklardan oluşan birlikler General Birdwood komutasında bu bölgeye çıkarma yapmışlardır. Buradaki çıkarmaya ilk taarruzu Yarbay şefik aker’in komutasındaki 27. Alay yapmıştır. Daha sonra Kabatepe yönünden gelen bombardıman sesleri üzerine 19. Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal Anzak kuvvetlerinin Kocaçimen Tepe üzerindeki tehlikesini savuşturmak için inisiyatif kullanarak Arıburnu muharebelerine vakit kaybetmeden müdahale kararı vermiştir. 19. Tümen 5. Ordu ihtiyatı olduğundan 72. Ve 77. Alayları harekete hazır halde bulundukları bölgede (Bigalı-Maltepe Bölgesi) bırakırken, bizzat kendi emrindeki 57. Alay ile bir dağ bataryası ve bir sıhhiye müfrezesini Kocaçimen tepesi istikametinde harekete geçirmiştir. Anzaklar 261 rakımlı tepeyi terk etmek zorunda kalmışlardır. Böylece hem Kocaçimen tepesi ve conkbayırı bloğunu kurtarmış, hem de ordu komutanının kendi genel ihtiyatını istediği yerde kullanması için zaman kazandırmıştır. 24 saat gece gündüz devam eden ve çok kanlı geçen muharebelerde 19. 2. 5. Ve 16. Tümenler büyük zayiata uğramışlardır. (3420 şehit, 6064 yaralı, 486 kayıp olmak üzere 10.000 kişi) 8 Ağustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal Anafartalar Grubu komutanı olarak atanmıştır. Albay Mustafa Kemal 8. Tümen gözetleme yerinde muharebeleri sevk ve idare ederken sağ göğsüne düşman mermilerinden saçılan misketlerden biri isabet etmiş, fakat bu misket sadece saatini parçalamış ona bir zarar vermemiştir.
Güçlü bir tahkimata karşı yeterli topçu desteği sağlanmadan yapılan bu baskın tarzındaki taarruzlarda bölgeye sonradan gelen ve araziyi tanımayan 2. Tümen erleri büyük kayıplar vermişlerdir. Arıburnu cephesinde karşılıklı taarruzlar Anzakların 10 Ağustos 1915 tarihinde çekilmesine kadar sürmüştür.
-Suvla Çıkarması, Anafartalar ve Conkbayırı muharebeleri ise 6 Ağustos-20 Aralık 1915 tarihleri arasında cereyan etmiştir. 5 ay boyunca Seddülbahir, Kirte ve Arıburnu cephelerinde başarı elde edemeyen General Hamilton, Arıburnuna yeni Anzak birlikleri çıkararak ilerleme kaydetmek istemiştir. Bu birlikler 6 Ağustos sabahı Kanlısırt istikametinde taarruza başlamışlardır. Esat Paşa komutasındaki 19 ve 16. Tümenlerin karşı durduğu taarruzlar şiddetli bir şekilde 4 gün sürmüştür. İngilizlerin bu muharebede bol miktarda el bombası kullanmaları Türk zayiatını artırıcı bir unsur olmuştur. (1530 şehit, 4750 yaralı, 760 kayıp toplam 7146) 9-27 Ağustos tarihleri arasında İngilizlerin Suvla bölgesine yaptıkları taarruzlarda 57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni (Arıburnu), 16. Alay Komutanı Yarbay Hakkı, Gelibolu Jandarma Taburu komutanı Yüzbaşı Kadri şehit düşmüşlerdir. İngilizler bu muharebelerde de pek bir ilerleme kaydedememişler ve savaş 20 Aralık 1915 tarihine kadar Mevzi çatışmaları şeklinde devam etmiştir.
İtilaf devletlerinin yaptıkları taarruzlar sonucu herhangi bir ilerleme kaydedememeleri üzerine İngiliz Harbiye nazırı Lord Kitchner son defa bölgeyi ziyaret etmiş, artık Çanakkale bölgesindeki Türk savunmasını sökmenin ve buradan Boğaz harekatını bir neticeye vardırmanın hatta İstanbul sevdasına kapılmanın imkanı kalmadığını idrak ederek Ocak 1916’da Çanakkale’deki kuvvetlerin Selanik çıkarmasında kullanılmak üzere gönderilmesi kararını komiteye sunmuştur. İngilizler 8-20 Aralık 1915 tarihleri arasında Anafartalar ve Arıburnu bölgelerini, 28 Aralık 1915-9 Ocak 1916 tarihleri arasında da Seddülbahir bölgesini tahliye etmişlerdir.
Çanakkale cephesi diğer Türk cephelerine oranla çok daha fazla ikmal edilmiştir. Lojistik faaliyetler, muharebelerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde genellikle İstanbul’dan deniz yoluyla yapılmıştır. Diğer cephelerde olduğu gibi bu cephede de yiyecek, giyecek, silah-cephane sıkıntısı yaşanmıştır.
Ortaya çıkan sonuçlar dolayısıyla Birinci dünya savaşında mücadele verilen cephelerin en önemli ve en kanlısı Çanakkale savaşlarıdır. En güçlü ve modern silahlarla donanmış olarak boğaza saldıran İtilaf kuvvetleri, manevi gücünü dikkate almadan küçümsedikleri Türk ordusundan önce denizde, sonra da karada beklemedikleri bir cevap almışlardır.
Çanakkale savaşlarının sonuçlarını ise şu şekilde izah edebiliriz:
-Çanakkale zaferi Devletin içte ve dışta sarsılmış olan itibarını güçlendirmiştir
-çökmekte olan Osmanlı devletinin içinde Türk milletinin gücünü ve kudretini hala koruduğunu göstermiştir.
-Rus Çarlığının savaş dışında kalarak çökmesine ve Bolşevik rejiminin yerleşmesine yol açmıştır
-savaşa henüz katılmamış olan devletlerin tutumlarını etkilemiştir. Şöyle ki Savaşta Almanya ve müttefiklerine karşı lütufkar tarafsızlık takip eden Bulgar hükümetinin merkezi kuvvetlerin yanında savaşa katılma isteğinde ne kadar haklı olduğunu Bulgar kamuoyu ve muhalefet grubuna göstermesi bakımından önemli bir etken olmuştur. Ayrıca Romanya, Yunanistan ve İtalya’nın bir süre daha savaş dışında kalmasını ve Arap isyanının gecikmesini sağlamıştır.
– İngiltere ve Fransa’nın askeri ve siyasi itibarını sarsmış, bu devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımının doğmasına neden olmuştur.
– Anzakların milli bilinçlerinin oluşmasına ve daha sonra dostluk ilişkilerinin kurulmasına neden olmuştur.

Askeri sonuçları ise:
– Çanakkale muharebelerine Türkler 310.000, İngilizler 460.000, Fransızlar 79.000 kişilik kuvvetlerle katılmışlardır.
Bu muharebelerde İtilaf Kuvvetleri 180.000 (İngilizler 155.000, Fransızlar 25.000) Yabancı kaynaklara göre ise 252.000 zayiat vermişlerdir.
Türklerin zayiatı ise kara muharebelerinde 57.084, deniz muharebelerinde 179 olmak üzere 57.263 şehittir. Geri kalanı ise yaralı, kayıp, esir ve çeşitli hastalıklardan ölenler olmak üzere toplam 211.000-218.000’dir.
– Bu zaferin Türk milletine en büyük armağanı kuşkusuz Mustafa kemal Atatürk ve onun askeri dehasının ortaya çıkması olmuştur.
– On binlerce okumuş aydın ve Türk kaybedilmiş, bu kaybın olumsuz etkileri daha sonra Türk istiklal harbinde ve Cumhuriyet Türkiye’sinde görülmüştür.
– Savaşın iki yıl daha uzamasına neden olmuştur.
Çanakkale savaşlarının üzerinden 104 yıl geçmiş olmasına rağmen bu milletin o günkü vatan sevdasının ve onu koruma cesaretinin bugün de hala var olduğunu, bu sevda ve cesaretin kaynağını merak edenlere ise damarlarında akan kana bakmaları gerektiğini hatırlatarak, ülkemiz üzerinde kirli oyunlar planlayanlara, milletin canını ortaya koyma pahasına bu planları bozacağının somut göstergesi olarak Çanakkale’yi ve 15 Temmuz’u işaret etmek yeterli ve isabetli bir mesaj olacaktır. dedi.

Tekirdağ il milli eğitim müdürlüğünce Resim şiir ve kompozisyon yarışmalarında dereceye girenlere ödüller verildi.

Resim yarışmasında Makbule Zeynep Durak, Eylül Yörükçü, Fatma Ebrar Kılıçarslan,

Şiir:
Renginay Arat, Ezgi Dursun, Fadime Babat

Kompozisyon:
Hacer Naz Meriz, Ezo Mahim, Halime Kübra Küçğkayaya ödülleri verildi.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

İlgili Terimler :