“90. DOĞUM GÜNÜNDE KENDİ SÖZLERİYLE TÜRKAN SAYLAN”

“90. DOĞUM GÜNÜNDE KENDİ SÖZLERİYLE TÜRKAN SAYLAN”
İbrahim BİRELMA
“Ben Türkan, 13 Aralık 1935’de Alman Hastanesi’nde doğmuşum, diyen Prof. Dr. Türkan Saylan’ı
doğumunun yıldönümünde, yayınladığı kitaplardan seçtiğimiz bazı duygu ve düşünceleri, O’nun görüşleri,
önerileri doğrultusunda hepimize bir şeyler yapabilme fikrini uyandıracağını ümit ediyoruz.
– Sevgili dostlar, sizden dileğimiz tüm kitapları olduğu gibi ÇYDD’nin de özgün yayınlarını edinmeniz,
okuyup değerlendirmeniz ve okuma isteği içinde bulunan ama kitaplara ulaşamayanlara ulaştırmanız,
kitaplar aracılığıyla kendiniz ve toplumumuz arasında bir köprü kurmanız… (Çağdaş Toplum Değerleri,
ÇYDD Yayınları, Nisan 1996, sh.5)
– Çocuklarımı yetiştirirken, onların benden istediği şey çok aykırı da olsa, kendi kararlarını vermeleri için
bırakırım. Yanlışı kendileri anlasınlar diye hiç nutuk atmam. Benim çocukluğumu kendi çocuklarıma
yaşatmak istemedim. Kendi çektiğimi ne çocuklarımın ne de gençlerin çekmesini isterim; bu benim
temel ilkemdir. (Türkan Saylan Kitabı, Güneş Umuttan Şimdi Doğar, İş Kültür Yayınları, Nisan 2005. Sh.
68)
– Umarım son bir haftada her zaman olduğu gibi kendinizi ve çevrenizi bilgilendirmek, dünyada,
ülkemizde olup bitenleri daha iyi anlamak için bir şeyler okuyup düşünmüş, ülkemizin ilerlemesi,
gelişmesi için bir şeyler yapmış ve bunun mutluluğunu yaşayabilmişsinizdir. Öyle mi oldu acaba, ne
dersiniz? (Türkan Saylan, Geçmişten Geleceğe Radyo Cumhuriyet’te Çağdaş İnsan Söyleşileri,
Cumhuriyet Kitapları, Şubat 2006, sh 235)
– Ben zamanla, sorunları konuşmak yerine çözümleri yaratmaya çalışırım, herkese olumlu bakarım…
Mesela bana gelen biri için “Ah çok kötüdür, şöyle atıldı” filan deseler bile, “Daha önce yaptıkların beni
ilgilendirmez, burada her şeye sıfırdan başlayacaksın” derim. (Sedef Kabaş, İpek Dokulu Başarılar,
Doğan Kitap, Mart 2007, sh 422)
– Bizler gelip geçiciyiz, ama bir tuğla koyarak bir okulun daha yükselmesine, birkaç çocuğumuzun daha
karanlıktan kurtulmasını destek olmuşsak yaşamış olmamız gerçek bir anlam kazanacak, bizden
oluşanlar da gelecek kuşaklara iz bırakacaktır. (Türkan Saylan Cumhuriyetin Bireyi Olmak, Cumhuriyet
Kitapları, Nisan 200, sh.88)
– Her şeye, her zorluğa, her haksızlığa karşın, başı dik, paraya boyun eğmemiş, öz saygısını ve insan
sevgisini yitirmemiş, nerede olsa insanlara yarar sağlayabilecek, yaptığı işi zorluklarına karşın çok seven
bir hekim olarak yaşamak… Umarım hekimliğe, beyaz gömleğe Âşık olan herkese nasip olur. (Hekim
Olmak, Prof. Dr. Türkan Saylan, İskele Yayıncılık, Ekim 2007, sh. 133)
– Veliler çok önemli bir sivil toplum bölümü. Onların organizasyonu çok önemli. Ben Türkiye’nin
kalkınmasında bir kadınları, bir de velileri düşünüyorum. Veliler “Benim okulumda yine öğretmen yok,
niye suyu akmıyor, niye yıkık binaya çocuğumu koydun” dedikleri zaman, bu basına da yansıdığında, bu
üçlünün arasında çözülür her şey. O bakımdan sivil toplum ister örgütlü, ister örgütsüz olsun, sivil
insanların devletin uyruğu olmadıklarını, devletin onların hizmetinde olduğunu hissetmeleri lazım.
(Türkan Saylan, 100 Soruda Sivil Toplum, Cumhuriyet Kitapları, Haziran 2008. Sh.20)
– Yapıcılıkta yalnız bir şeyi görme değil, aynı zamanda seçme de önemli. Ben neyi yapabilirim, neyi
yapamam, olanaklarım nelerdir, sınırlarım nedir? İnsanın kendini tartarak kendisiyle hesaplaşması.
Yaşamımda sanki dünyanın sorunları beni bulmuş gibi bir duyguya kapıldığım çok olmuştur. Ama insan
zamanla bunların içinden bir seçim yapıyor, yapabileceği kadarında odaklaşıyor. Her şeyi
yapamayacağıma göre, kendi gücümü ve olanaklarımı tartmam gerekiyor. Belki de bir şeyi sevme, işe
yarama duygusuyla başa baş gidiyor. İşe yaradığımızı düşündüğünüz anda, huzurlu oluyorsunuz.
Yaşamdan tat alıyorsunuz. Bu öyle bir şey ki, insanlar bunu bir keşfedebilseler! (Türkan Saylan,
Yapıcılığın Gücü, Doğan Kitap, Ekim 2008, sh 22)
– Ülkemizin gelişmesinin, huzur ve refah içinde kalkınmış bir konuma gelmesinin önündeki en büyük
engel cehalettir. (İmkansız Periler, Doğan Kitap, Aralık 2008, sh.11)
– Bizler çocukken, anamızın, babamızın, öğretmenlerimizin bize ilk öğrettiği şey, dürüstlük, namusluluk,
haram yememe, başkasına iftira etmeme, kıskanmama, yalan söylememe ve her şeyi kendi alın
terimizle hak ederek kazanma bunu da olmayanla paylaşma şeklindeydi. (Türkan Saylan, Çağdaşlaşma
Yolunda, Doğan Kitap, Şubat 2009, sh. 147)
– Ben yazmayı, özellikle yaşadıklarımı anlatmayı, yorumlamayı seviyorum. Sizlere bol bol okumanızı ve
aklınızdan geçen, yüreğinizden fışkıran her gözlem ve yorumunuzu yazmanızı, yazmanın mutluluğuna
erişmenizi diliyorum. (Türkan Saylan, Hayvanlar ve Çocuklar, Özyürek Yayınevi, Mart 2009)
– Ülkemizi tanımak için dört bir yanına ulaşmak, toprağına, insanına değmek, bir süre de olsa onlarla
yaşamak, havasını solumak, suyunu içmek gerekir. (Yer Gök Dört Duvar, Cumhuriyet Kitapları, Nisan
2009, sh.7)
– Hepimizin ortak paydası bilgilenmek, bilinçlenmek, sorumluluk almak ve üretmekti, kendimiz için değil,
ülkemizin geleceği için, çocuklar, gençler, kadınlar ve tüm halkımız için sabırla üretmek ve evrensel
mutluluğu bu uğraşta bulmak. (Türkan Saylan, At Kız, Cumhuriyet Kitapları, Haziran 2009, sh 8)
– Ben iyi bir Müslümanın dürüst, temiz, çalışkan, saygılı, yardımsever, başkaları açken tokluğundan
rahatsızlık duyan, hak yemeyen, haksızlık etmeyen ve gösterişten uzak duran bir insan olması
gerektiğini, çalışmanın da bir nevi ibadet olduğunu küçük yaşta öğrendim. (Ayşe Kulin, Türkan, Everest,
Kazım 2009, sh.10)

