Dolar : Alış : 5.3272 / Satış : 5.3368
Euro : Alış : 6.0935 / Satış : 6.1045
HAVA DURUMU
hava durumu

TEKIRDAG15°CSağanak Yağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 14 Kategoride 39612 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

42. Alay / Gelibolu 1915

26 Ekim 2016 - kez okunmuş
Ana Sayfa » YAZARLAR»42. Alay / Gelibolu 1915
42. Alay / Gelibolu 1915

14,1 X 21,2 santim ölçülerinde, 192 sayfalık eser, Çanakkale Savaşları’nda çarpışan 42. Alay’ın, Fransız kuvvetlerine karşı verdiği mücâdeleyi orijinal belgelerden alınmış renkli fotokopiler desteğine sunuyor.

42. Alay / Gelibolu 1915 isimli kitap, yazarın dedesi, savaştan sonra Tuğgeneralliğe terfi ettirilen Ahmet Nuri (Diriker) Bey’in cephede tuttuğu notlardan derlenerek hazırlanmıştır.

‘Önsöz’den alınan aşağıdaki satırlar, kitabın tanıtımında kullanılacak en mükemmel dokümandır:

‘Türk tarihi açısından, millet olarak büyük bedeller ödenerek kazanılan Çanakkale Zaferi, tarihimizin en önemli olaylarından biridir. Dolayısıyla Çanakkale Savaşları’nın bütün gerçekliğiyle anlaşılması ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için hamasetten uzak, bilinenin tekrarı olmayan, gerçek ve özgün belgelere dayalı eserlerin sayısının artması gereklidir.

Bu çalışmada yukarıda söz edilen yaklaşım benimsenmiş olduğundan, çok sayıda özgün belgeden yararlanılmış ve yaşanan olaylar belgelerde aktarıldığı şekliyle okuyucuya sunulmaya çalışılmıştır. Bu eserin amacı, 42’nci Alay’ın Gelibolu’daki muharebeler içindeki rolünü ve katkısını ortaya koymak suretiyle Çanakkale Savaşı’nın bir kesitine ışık tutabilmektir. Benzer içerik ve nitelikteki çalışmaların diğer alaylarımız için de yapılmasının, Çanakkale araştırmalarına önemli katkı sağlayacağı açıktır.

Çalışmada yararlanılan özgün belgeler için Genelkurmay ATAŞE Daire Başkanlığı Arşivi’nde ve Fransız Kara Kuvvetleri’nin arşivinde araştırmalar yapılmıştır. 42’nci Alay’ın harp ceridesinin yanı sıra ilgili tümen, alay ve daha alt birliklerin harp ceridelerinden yararlanılmıştır. Siperin diğer tarafındaki Fransız birliklerinin savaş günlükleri, yazışmaları ve diğer belgeleri de araştırmaya dâhil edilmiştir. Bu yöntemle aynı tarihlerde, siperin her iki tarafında gerçekleşen olayların ve sonuçlarının araştırılması amaçlanmıştır.

Her iki tarafa ait birlik cerideleri kıyaslandığında, olayların Türk kayıtlarında son derece ayrıntılı bir biçimde ele alınmış ve yazıya dökülmüş olduğu, Fransız kayıtlarında ise bu ayrıntı düzeyinin olmadığı göze çarpmaktadır.

Kitabın birinci bölümünde, konuya yeterince yakın olmayan okuyuculara olayların bağlamını ortaya koyabilmek amacıyla, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcından 42’nci Alay’ın Gelibolu’ya intikaline kadar geçen süre içindeki gelişme ve muharebeler, alanın bilinen kaynaklarından özetlenerek, genel bilgi olarak sunulmuştur.’ (s: 13-14)

Yazar Ahmet Diriker eserine; Birinci Dünya Savaşı’nı ‘efrâdını câmi-ağyarını mâni’ ölçüsü ile özetleyerek başlıyor. Sonra Osmanlı Devleti’nin durumu ve hemen ardından Çanakkale Savaşı’nda İngiltere ve Fransa’nın Çanakkale Boğazı’na saldırı düzenlemesinin ardındaki sebeplere yer veriyor. Sayfalar arasına serpiştirilmiş olan haritalar, krokiler; yazılanların kolay anlaşılmasına yardımcı oluyor.

Osmanlı Devleti’nin; gerek çağdaşı gerekse sonraki dönemlerde hüküm süren devletlere nazaran arşiv hususunda son derece başarılı olduğu bilinen ve her vesile ile tekrarlanan bir hakîkattir. Bu hakîkat, emrindeki zâbitler tarafından Alay Komutanına verilen raporlarda ve Alay Komutanı Binbaşı Ahmet Nuri Bey’in, emrindekilere ve üstlerine yazdığı mektuplarda da görülüyor. Bir başka husus da dikkati çekiyor: Tevekkül ve iman. Bu iki büyük gücün meyvesi olan kararlılık ve kendine güven… Tabur Komutanı Binbaşı Ahmet Süreyya Bey yazıyor: ‘…katiyen telaş etmem. Efrâdın kuvve-i mâneviyesi de yerindedir. Murâdullahdan (Allah’ın istediğinden) fazla bir şey olmaz. Gelecek düşmana süngülerimizin hazır olduğu ma’rûzdur.’ Bir başka belgede düşman, bu durumun farkında olduğunu şu cümle ile açıklıyor. ‘Allah, Türk ordusunun mağlup olmasını istemedi…’

Çanakkale Savaşı böyle kazanıldı. Zaferle neticelenen mücadeleler yazıldı ve şiirleriyle, besteleriyle, tablolarıyla, hikâye ve romanlarıyla zengin bir ‘Çanakkale edebiyatı, Çanakkale külliyatı oluştu. Ahmet Diriker’in eseri, o külliyatın kemer taşlarından biridir.

Çanakkale Savaşlarını bütün haşmetiyle kelimelerden yapılmış tablo hâlinde okuyucuya sunan kitabı okurken; taarruz heyecanından, top-tüfek ve bomba seslerinden sıkılanlar için, çay-kahve molası mesâbesinde hoş hikâyeler de var:

‘Düşman dün gece 42. Alayın sol cenahına Almanca yazılmış iki kağıd atmışdır. Bunların hulâsa-i meali şöyle: Güya karşılarındaki biz Türkler Alman imişiz. Onlar da Alman imiş. Binaenaleyh bizim döğüşmemize sebep kalmıyor imiş. Sonra Elli Beşinci Alay karşısındaki düşmandan meraklarını yenemeyen iki nefer de siperden çıkarak ‘Siz Alman mısınız Türk müsünüz’ diye sormuş. Kürd Hasan isminde bir nefer bu meraklı düşmanların birisini yere sermiş. Diğeri nasılsa kurtulmuş. Bu suretle karşılarındakilerin biz Türkler olduğunu tecrübeten anlamışlardır.’

Bir diğer olay ise Yassı Tepe’de gerçekleşmiştir.

‘A41/3’ün karşısındaki düşman siperlerinden gayet fasih Türkçe ile ‘Gelin teslim olun burada güzel elbise, yemek var. Almanlar sizi yazık ettiler, kardeşler’ diye teklifatta [tekliflerde] bulunarak ve siperlerimize kuru ekmek atmışlardır. Mamafih kendilerine İslamiyet’e ve Türklüğe yakışacak surette cevap verilmiştir.’

Başka bir olay:

Kırk İkinci Alayın cephesindeki düşman tarafından olan gayet muharrik [çok duygulu] bir seda ile üç Kul Huvallahu Ehad okunub sonra da ezan-ı Muhammedi okundu. Tarafımdan dahi mukabele ittirildi.

Yüksek sesle Kuran ve ezan okunması Türk askerlerini etkileyebilmek için başvurulan yöntemlerden biriydi. Toplam sekiz alayından altısı sömürge alayı olan Fransız Doğu Seferi Kolordusu’nda Türk askerine karşı savaşan önemli sayıda Müslüman asker bulunmaktaydı.

Dr. Vassal’ın Fransız Kolordusu’ndaki Müslüman askerlerle ilgili bir hatırası ilgi çekicidir;

‘Mezarlığa kadar yürüdüm, genç askerlerimiz defin işini henüz tamamlamışlardı. Gece gözlem yaparken öldürülen iki siyahîyi gömmüşlerdi. İşlerini tamamladıktan sonra bana hikâyeyi anlattılar. Bisküvi sandığından söktükleri tahtayı iki parçaya ayırdılar. Bu iki parçayı mezarlıktaki diğerleri gibi, çiviyle birbirlerine tutturarak haç şekline getirdiler. Senegallilerin isimleri beyaz bir tahta üzerine dikkatle yazıldı.

-Ama belki bu arkadaşlar Hıristiyan değillerdi ve mezarlarına haç yerine hilal konmasını tercih ederlerdi.

Defin işini yapan bu Fransız köylüleri, işin bu yanını akıllarına hiç getirmemişlerdi. Savaş, hepimizi aynı dinden yapma mucizesini göstermişti!’

Yaşanmış bu hikâyelerin Harp Cerideleri’nden alındığı belirtiliyor.

Ahmet Diriker’in telif etiği eser, temiz bir Türkçe ile yazılmıştır. Târihî roman değil, tarihin tam da kendisidir.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

İlgili Terimler :